ANLAŞILMAK....

Anlaşılmak çok az in­sana nasip olan bir lükstür. BİZ BU DÜN­YAYA ANLAŞILMAK İÇİN DEĞİL, ANLAMAK İÇİN GELDİK. Anlaşılmamanın üzüntüsünü duyacağımıza, bütün gücümüzle başkalarını anlamaya çalışırsak hayat daha da güzelleşecektir.

 

İlk okuyuşta hayli çarpıcı gelen bu sözler üze­rinde birazcık düşündüğümde, verilmek istenen mesajın güçlü bir mantıksal temele oturmadığını, ayrıca evrensel ve içgüdüsel gerçeklerimizle örtüşmediğini görmem zor olmadı. Zihnimde oluşan birkaç soru, bu savı kolaylıkla çürüttü: Biz bu dünyaya gerçekten sadece anlamak için mi geldik? Anlaşılma arzumuz ve bu uğurda harcadığımız onca çaba boşuna mı acaba? Anlaşılmak isteği yaşamın güzelliğini neden bozuyor olsun ki? Yaşamın amacı salt anlamaktan mı ibaret?

 Onca şair, ressam, yazar, müzisyen, filozof ve bilim in­sanı anlaşılmak ve insanlara birtakım mesajlar ver­mek için değil de, sadece anlamak için mi onca eser üretmişler ve hâlâ üretmekteler?

 

Anlatılamayan veya an­laşılamayan bir anlama, kısırdır, meyvesizdir ve in­sanoğlunun hem kültürel, hem de ruhsal evrimine katkıda bulunmaktan uzaktır.

 

Anlamak ve anlaşılmak, kol kola yürüyen iki dost gibi, insan olmanın temel amaçlarından birini oluştururlar. Ancak, biyolojik bilinç penceresinden bakıldığında ne an­lamak, ne de anlaşılmak birincil amaç değildir­ler 

Eğer doğamızda anlaşılma isteği varılmasaydı, bugün ulaştığımız bilimsel, teknolojik ve sanatsal düzeye ulaşmamız belki asla mümkün olmayacaktı. Kaldı ki anlaşılmak, zannedildiği kadar zor bir süreç de değildir, diye düşünüyorum.

 

Anlamak ve anlaşılmak bir madalyonun ikiyüzlü gibi, ayrılmaz bir bütünü oluştururlar, diyerek bir başka boyutuna bakarsak;  ACABA GERÇEKTEN ANLAŞILMAK İSTİYOR MUYUZ? İstiyorsak, ne kadar anlaşılmak istiyoruz? Bir başka deyişle, hangi özelliğimizin veya parça­mızın anlaşılmasını istiyoruz? Örneğin, toplum içinde taktığımız maskelerin düşmesini ve gerçek yüzümü­zün anlaşılmasını hangimiz ne kadar istiyoruz?

 

Bence, tüm insanlar bilgelik, erdem, dürüstlük, çalışkanlık, zekâ ve yaratıcılık simgesi olarak seçilip ikonalaştırılmış örnek kişilerin özellikleri çağrıştı­racak yanlarını -biraz da abartıyla- dışa vurmak is­teyen bir güdünün etkisi altındalar. 

Evrensel de­ğerlere; destanlardaki, romanlardaki ve filmlerdeki kahramanlara atfedilen üstün özelliklere ve gele­neksel yaşam ve düşünce biçimlerine ters düşmeyen her yönlerinin anlaşılmasını; sevgi, özveri, merha­met ve tolerans dolu olduklarını ve kendilerine eti­ketlerine göre değil, özelliklerine göre değer veril­mesini istiyor insanlar. Fakat aynı zamanda tüm bunlara ters düşen bazı negatif yönlerini de saklamak ve kırkıncı odalarda kilitli tutmak gibi bir çaba içindeler.

 

Burada vurgulamak istediğim nokta şu; ben bunları kınamı­yorum: Bütün bu uğraşlarımız insan olmanın özellik­lerinden birkaçıdır ve kaçınılmaz sonucudur. Önemli olan, insanları pozitif ve negatif özellikleri ile ol­duğu gibi kabul etmek; mümkünse çağdaş ilkelere ve süzülüp arınarak bugüne ulaşmış geleneksel de­ğerlere ters düşen yönlerini törpülemeleri için on­lara kırıcı olmadan yardımcı olmak ve hata yaptık­larında onlara katlanabilmek, yani tolerans göster­mektir. 

Ancak o zaman belki insanlar daha şeffaf ve doğal davranacak, hem anlama, hem de anlaşılma çabalarımız daha başarılı olacaktır. KENDİMİZİN BİR PARÇASINA SÜREKLİ YA­BANCI KALMAMIZ sorununu ise belki ruhsal zekâmız geliştikçe daha kolay aşabileceğiz.

 

Herkese önce kendini, sonra başkalarını anlama ve kendi derinliklerini bir biçimde dışarı yansıta­bilme yolunda başarılar diliyorum yeni yıla doğru koştuğumuz şu günlerde tüm insanlığa, Ülkemize, dostlarımıza, büyüklerimize, küçüklerimize güzel bir yıl, barış dolu, sorunsuz, sağlık, huzur dolu çok ama çok güzel bir yıl diliyor ve Sevgiyle kalın diyorum.

Eskişehir Web Tasarım