BİRAZCIK HOŞGÖRÜ…

Birazcık sevgi, birazcık hoşgörü... Dünyadaki bütün problemlerin çözümü bu iki sözcükte saklı aslında... Dünyanın yaşanabilirliği sevginin insanlardaki oranıyla alakalı... Sevgisi ve hoşgörüsü ne kadar büyükse insan da o kadar büyük... Sevgi, taşıyanı sevimli kılar, kin ve nefret buzlarını eritir. Birazcık sevgi ve hoşgörü zincirleme mutlulukları da beraberinde getirir.

Hızla değişen dünyamızda insanın yaşayabilmesi, bir bakıma en yakın çevresiyle olan ilişiklerine ve çevrenin kişilerin davranışları üzerindeki etkisini anlamasına bağlıdır. İnsanın en yakın çevresi evi ve ailesidir.

          Kişi veya aile olarak tüm insanlar, devamlı olarak değişen, bir dünyada yaşamak ve bu dünyaya uyum sağlamak zorundadır. Bir yandan sanayi ve teknolojideki değişikler aile yaşantısını da etkilemekte kitle iletişim araçlarının da yardımıyla bu etkileşim artık çok hızlı olmaktadır.

          Aile, insanlık tarihi boyunca var olan ve değişmeler karşısında sürekliliğini her zaman koruyan bir kurumdur. Bu güne kadar kurulmuş olan bütün medeniyetlerde, bütün hukuk sistemlerinde ve dinlerde toplumsal hayatı, birlik ve bütünlüğü sağlamaya yönelik düzenlemelerin esas objesi aile olmuştur.

          Aile, insanoğlunun en derin eğitim etkilerini aldığı, pek çok şeyler öğrendiği ve hayata hazırlandığı bir okuldur. Diğer yandan aile, dünyaya masum ve tarafsız bir özellikte gelen çocuğa hem ferdi hem de sosyal ve kültürel yönden kimlik kazandıran bir yerdir. Çocuğun şahsiyeti bir nevi aile eğitimi vasıtasıyla oluşmaktadır. Verdikleri eğitimle çocuklarının şahsiyetini çizen aileler, dolayısıyla mensubu bulundukları milletinde şahsiyet ve kaderini çizmektedir. Bu sebepledir ki aile eğitiminin değeri ve sorumluluğu büyük önem arz etmektedir.(aile içindeki hoşgörü sosyal hayatı kesinlikle etkileyeceğini düşünüyorum)

 

           En küçük toplum birimi olarak da tanımlanan aile insan yaşantısı içinde doğudan önce başlayan ve doğundan sonraki ilk gelişim yıllarından yaşamın sonuna değin etkinliğini sürdüren bir kurumdur. Bütün toplumlarda aile kişiliğin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde etkili olan ilk sosyal etkendir.

İnsanın ihtiyaçlarına karşılık vermeyen bir aile yapısı, o insanın, dolayısıyla o toplumun temel yapı ve özelliğini de kısa veya uzun vadede derinden etkiler.

Ailenin dayandığı temel değer onun yansıyış şartları arasında beyin, duyan kalp ile vücuttaki organlar ve duyumlar arasında ortaya çıkan uyumsuzluğu hatırlatabilir. Ki bu durumda olan insana özürlü diyoruz. Bu durumda olan insana özürlü diyoruz. Gerçi bu durumda olan insanlarda da normal insanlarda gördüğümüz organlar, beden yapısı ve ihtiyaçlar küçük farklar dışında aynıdır.

           İnsan yapısı gerekli değişiklikle ilerleyen bir varlıktır. Elbette aile kurumu toplumsal örgütlenme ve yapılanmada bunun dışında düşünülemez. Fakat insan aynı zamanda hafızası ve hatırası tarihi ve geçmişi olan bir varlıktır da. Bu yönüyle insan koruyucu, gözetici, sadık kısacası bazı değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmak durumundadır ki insanın değişmeyen, kalıcı olana ilişkisi de buradadır. Başka bir söyleyişle insan ve toplum açısından zaman ve şartlar gereği bilirli değişikliklerin olması gereklidir. Bu değişim isteği insanın fıtratında kaynağını bulan bir olgudur. Çünkü değişim insanın insan olarak iyiye güzele ve doğruya yönelmesiyle vazgeçilmeyecek bir süreç olarak kabul edilmelidir. Kaldı ki insan iyiye güzele ve doğruya yöneldiği anda kendi özünü, asıl insan olma olgusunu yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlar.

         Kısacası insan, değişmeyen değerlerini değişen şartlar ve ortama göre yeniden tanımlamakta, belirlemekte, anlamakta ve anlaşılır kılmaktadır. Toplum olarak-birey olarak biraz hoşgörü olarak hayata baktığımızda olumlu elektrik bünyemizi saracaktır. HOŞGÖRÜLÜ bir bakış dileklerimle, Sevgiyle kalın…

 

 

Eskişehir Web Tasarım